Storylo · A real story · Türkçe

London's Darkest Secret: The Tyburn Tree | Have We Really Moved On? (Türkçe)

▶ Watch on Storylo

Her şehirde tarih, sokakların altındaki yerlerde fısıldar. Tyburn’da, hala yankılanıyor. Bugün, her saat Marble Arch’tan binlerce insan geçiyor. Turistler fotoğraflar çekiyor. Alışveriş yapanlar Oxford Caddesi’nde aceleyle yürüyor. Otobüsler trafiğin arasından kayboluyor. Ancak az sayıda insan, Britanya tarihinin en karanlık topraklarından birinin üstünde durduklarının farkında. Neredeyse altı yüzyıl boyunca, burası Tyburn’dı; Londra’nın insanları izlemek için toplandığı yer. Marble Arch’tan çok önce, Tyburn, Londra’nın batı ucunda küçük bir köydü. Bir dere, kırsaldan akıp geçiyor, bölgeye ismini veriyordu. Londra genişledikçe, köy kayboldu. Ama geride bir şey kaldı. İdam sehpaları. 14. yüzyılın sonlarından 1783 yılına kadar, Tyburn İngiltere’nin ana kamu idam yeri haline geldi. Burada binlerce adam ve kadın sonlarını buldu. Bazıları korkunç suçlar işlemişti. Diğerleri, sadece hayatta kalmak için yiyecek çalmıştı. Bazıları siyasi isyancılardı. Diğerleri dini inançları yüzünden öldü. Bugünün standartlarına göre, o cezaların çoğu hayal edilemez görünüyor. Ancak o zamanlar, yasa taviz vermiyordu. 200’den fazla suç ölüm cezasını gerektiriyordu. Adalet, sadece cezalandırmak için değil, aynı zamanda bir mesaj göndermek için vardı. İdam Günü, bugün tanıyabileceğimiz hiçbir şeye benzemezdi. Mahkumlar, Newgate Hapishanesi’nden açık arabalarla çıkarılır ve yavaş yavaş Londra sokaklarından Tyburn’a doğru götürülürdü. Kalabalıklar yolları kaplardı; bazıları dua eder, bazıları alay eder, pek çok kişi sadece izlerdi. Yolculuk, cezanın bir parçası haline gelmişti. Mahkum için bu, konuşmak için son bir fırsattı. Kalabalık için ise bir gösteri. Araba Tyburn’a yaklaştıkça, kalabalık büyüyordu. Bazen on binlerce insan toplanıyordu. Gıda satıcıları sabah erkenden gelirdi. Bira akardı. Çocuklar ebeveynlerinin omuzlarına otururdu. İnsanlar en iyi izleme konumları için para öderdi. Şimdi hayal edilemez trajedi olarak gördüğümüz şey, halka açık eğlence haline gelmişti. Bu, insan doğası hakkında rahatsız edici bir gerçeği anlatıyor. Merak, korku, adalet, gösteri; hepsi tek bir yerde karışıyor. 1571’de yeni bir yapı inşa edildi. Geleneksel bir idam sehpasından farklı olarak, bu üçgen ahşap çerçeve Tyburn Ağacı olarak bilindi. Tasarımı, aynı anda birçok kişinin idam edilmesine imkan tanıyordu. Yüzyıllar boyunca Londra’nın en tanınabilir simgelerinden biri haline geldi. Çünkü insanlar ona hayranlık duymuyordu, çünkü herkes orada ne olduğunu biliyordu. Tyburn’da ölenler arasında kötü şöhretli suçlular vardı. Diğerleri çok farklı hatırlanıyordu. Katolikler ve Protestanlar dini zulüm dönemlerinde hayatlarını kaybetti. Bazıları şimdi şehit olarak anılıyor. Hikayeleri, tarih boyunca adaletin tanımının genellikle gücü elinde tutanlara bağlı olduğunu hatırlatıyor. Bir nesil birini suçlu olarak adlandırır. Diğerleri onu vicdan sahibi bir kişi olarak hatırlar. 18. yüzyılın sonlarına geldiğimizde, tutumlar değişiyordu. Kamu idamları giderek daha fazla düzensizlik çekiyordu, yasaya saygıdan ziyade. Suçları önlemek yerine, çoğu zaman kalabalıklar arasında sarhoşluğu, şiddeti ve yankörlük yapmayı teşvik ediyordu. 1783’te Tyburn’daki son idam gerçekleşti. İdamlar, Newgate Hapishanesi’ne taşındı ve sonunda kamu asma cezaları tamamen kaldırıldı. Kamu idamlarının çağı sona ermişti. Bugün, neredeyse hiçbir şey kalmamış. Yüksek bir ahşap çerçeve yok, idam platformu yok. Sadece Marble Arch yakınında mütevazı bir anıt, on binlerce hayatın sonlandığı yeri işaret ediyor. Her gün, sayısız Londralı, bunun hikayesini bilmeden geçiyor. Ancak trafiğin altında, toplumun nasıl değiştiğine dair bir hatırlatıcı yatıyor. Ya da belki de aynı sorularla nasıl boğuşmaya devam ettiğine dair. Gerçekten gelişti mi? Tyburn’a bakarken, Britanya’nın daha medeni hale geldiğini kendimizi rahatlatmak kolaydır. Birçok anlamda öyle. Hukukun üstünlüğü daha güçlü. İnsan hakları daha sağlam bir şekilde korunuyor. Cezalar genellikle bir zamanlar olduğundan çok daha orantılı. Ama tarih, rahatsız edici soru

This documentary is available in 14 languages: English · Deutsch · Français · Español · Italiano · Ελληνικά · Türkçe · العربية · Nederlands · Русский · 中文 · हिन्दी · ไทย · Lietuvių